Geleceğe yön veren başarı hikayeleri

Gerçek bir uçan adam ve yarı terminatör bir insan…

Gerçek bir uçan adam ve yarı terminatör bir insan… Fransız mucit Franky Zapata ve kendi ürettiği protezlerle yürüyen biyofizikçi Hugh Herr geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Türkiye İnovasyon Haftası’nın konuklarıydı. İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, başarı hikayelerini, hayallerini nasıl gerçeğe dönüştürdüklerini anlattılar.

Uçan adam, Franky Zapata

Geçtiğimiz yaz su üstünde uçabilen insanlar gördünüz mü? Franky Zapata, deniz suyunu güçlü motorlarla iterek su üzerinde uçmayı sağlayan bir eğlence aletinin üreticisi. Bu alet şimdilik eğlence amaçlı kullanılsa da, tek kişilik uçan araçların atası olarak görülüyor. Fransız mucit, başta yalnızca ülkesindeki insanların ilgisini çekmeye çalışırken, tüm dünyadan sipariş almaya başladı. Peki başarısının sırrı ne?

İnovasyon Haftası’nın önemli konuklarından biri olan Zapata, uçmayı hayal ederek yola çıktı. Başarılı olmasının en önemli nedeni ise aynı hayali dünyadaki birçok insanla paylaşmasıydı. Zapata, ürettiği uçan kaykay ile yepyeni bir sektörün yaratıcısı oldu ve “uçan adam” unvanını kazandı.

Nasıl uçuyor?

Flyboard adı verilen bu uçan kaykay deniz motosikletine bağlanan özel bir mekanizma ile çalışıyor. Basınçlı su yardımıyla suda yunus balığı gibi akrobatik hareketler yaparak yerden 10 metre kadar yüksekliğe uçmamıza olanak veriyor ve kontrolü tamamen kullanan kişinin elinde. Fiyatının yüksek olması nedeniyle şimdilik bireysel kullanımlarda yaygın değil. Bu nedenle Flyboard’u daha çok tatil ve eğlence merkezlerinde görüyoruz.

Kuşlar gibi özgür uçuş

Zapata şu an başka bir Flyboard modeli üzerinde çalışıyor. Amaç, uçmak isteyen tüm kullanıcılara ulaşmak. Yeni kaykay, uçma işlemini tazyikli sularla değil, güçlü püskürtülen hava ile yapıyor ve herhangi başka bir araca bağlı olması gerekmiyor. Flyboard Air adındaki yeni model sırt roketine benzer prensip ile çalışıyor. Yani bu kaykay bağımsız ve özgür bir uçuş sunuyor.

Henüz sadece 10 dk boyunca aralıksız uçabildiği, 3 bin metre yükseldiği ve saatte 150 km hıza ulaşabildiği biliniyor. Ancak bir sırt roketinden daha hafif ve daha kontrollü olan bu cihaz, bilim kurgu filmleriye hayallerimize girmiş olan uçma fikrini gerçekleştirmek için en büyük adım. Trafik, kalabalık ve zaman sorunlarını aşmamızı ve en önemlisi de “kuşlar gibi özgür” olma hayalini yaşamamızı, yasal ve güvenlik tedbirlerinin de önüne geçildiğinde, on yıldan kısa bir sürede sağlayabilir.

Ben uçmayı hayal ettim: Herkes aksine inanıyor olsa bile siz kendinize inanın”

Zapata, üzerinde çalıştığı ilk Flyboard modelini sahilde test ederken, büyük bir hesaplama hatası yaptığını ve ilk denemesinde 10 cm bile yükselemediğini anlattı. “Arkadaşlarım ve sahilde beni izleyenler güldü. Hayalinize inanmak çok önemli. Yeni hesaplamalar yaptım. Yanlış boru seçtiğimizi anladım. Sonrasında boruları değiştirdim ve diğer denememde o kadar yükseldim ki plaja düştüm” diye konuştu.

İnovasyonun ilk koşulunun amaç belirlemek olduğuna dikkat çeken Franky Zapata, şunları söyledi: “Flyboard’u tasarlarken amacımız uçmaktı. Ben uçmayı hayal ettim ve hayalimin peşinden gittim. Ana amacımdan hiç sapmadım. İnovasyon alanında çalışmak istiyorsanız, parayı bir amaç değil araç olarak düşünmelisiniz. Önerim, korkmayın, kendinize inanın. Herkes ölür ama herkes yaşamaz. Herkes aksine inanıyor olsa bile siz kendinize inanın.”

Biyonik bilim insanı Hugh Herr

Son yıllarda protez uzuvlardaki inanılmaz değişimi fark ettiniz mi? Artık protezler insanların hareketlerine yüksek bir uyumlulukla çalışmaya başladı. Bu gelişmeye en büyük katkıyı sağlayan hatta gelişmeleri doğrudan doğruya yaşayan kişi Hugh Herr.

Şu an bir bilim insanı olan Herr’in, gençliğinde hayali dünyanın en iyi dağcısı olmaktı. 17 yaşında Amerika’nın en ünlü dağcıları arasında parmakla gösterilen Herr, bir tırmanışı sırasında fırtınaya yakalanıyor ve bacakları donuyor. Bacaklarını kaybettikten sonra da en büyük hayali yeniden tırmanabilmek, fakat doktorları bunun mümkün olmadığını söylüyorlar. O da bunu mümkün kılmak için kendini bilime adıyor.

Engelli insan yoktur, engelli teknoloji vardır

 

İnovasyon Haftası kapsamında hayat hikayesini paylaşan Herr, ampütasyon ameliyatından sonra, ilk kez protezlerini denediğinde, takma bacakların çok ilkel olduğunu, engelli insanlar için hiç kolaylık sağlamadığını hatta pasif ve ağır olduklarını fark etmiş. Teknolojinin bu eksikliğini gidermek için o günden beri hayatını insan hareketlerini algılayan, kaslarla bütünleşmiş protezler tasarlamaya adamış ve başarmış. Şu an dünyayı değiştiren bir bilim insanı.

“Engelli insan yoktur, engelli teknoloji vardır” diyen Herr, şimdi ekibiyle tasarladığı protezleri giyiyor. Koşabiliyor, araba kullanabiliyor, bisiklete binebiliyor ve hatta eskisinden de iyi tırmanıyor.

Bu protezler nasıl çalışıyor?

Hugh Herr ve ekibinin geliştirdiği biyonik uzuvlar, sıradan protezlerden oldukça farklı. İleri teknoloji ile çalışan biyomekanik organlar olarak tanımlanıyor. İnsan sinirlerine bağlanarak, yapmak istediğiniz hareketi algılıyor, buna göre konum ayarlıyor ve güç uyguluyorlar. Bir dansçının kullandığı kaslardaki en küçük güç bile taklit edilebiliyor.

Hugh Herr’in üzerinde çalıştığı biyonik organlar, sinir sistemiyle elektriksel iletim yoluyla iletişim kuruyor. Tıbbi bir operasyonla hem kemiğe, hem kas sistemine, hem de sinir uçlarına bağlanan uzuvlar, tıpkı bedeninizin bir parçası gibi yapılmak istenen hareketi sinir sisteminizden tanıyor.

Dünyada engelli kalmayacak

 Hugh Herr, teknolojinin vücudumuzu anlayarak ve organlarımıza bağlanarak bizi daha güçlü kıldığı bir çağa girdiğimizi söylüyor. 10 yıl öncesinde yalnızca hayal edilebilecek birçok şeyin şu an mümkün olduğunu da. Ayrıca biyonik uzuvların sadece el ve ayak gibi organlarla sınırlı kalmayacağını; görme engellilerin kullanabileceği, sinirlerimizle iletişime geçerek görüntüyü oluşturacak protezlerin de yakında hayatımıza gireceğini belirtiyor.

Herr, şu an herkesin bu biyonik uzuvları alacak maddi gücünün olmadığının farkında ve gelecekte biyonik gelişmelerden yola çıkarak, ‘teknolojik vakıflar’ kuracaklarının da müjdesini veriyor. Bu vakıflar hastalara fon sağlayacak ve engelsiz yaşamdan herkes faydalanabilecek.

“İyi ki ayaklarım kesilmiş”

Hugh Herr, bacaklarını kaybettiği için dünyanın en şanslı adamı olduğunu düşünüyor. Geçirdiği kazanın, çok büyük bir dünya sorununa çözümler üretmesini sağlamasının yanı sıra, bacaklarını da çok seviyor. Kendisi yaşlansa da bacaklarının hep genç ve güçlü kalacağını söylüyor.

Sağlıklı insanlar bile kullanmak isteyecek

Herr, gelecekte biyonik uzuvların, insan organlarının yerini alacağına inanıyor. Çünkü bu teknolojik organlar, o kadar iyi hareket imkanı sağlıyor ki, sağlıklı insanlarda ile yapılan denemelerde, biyolojik uzuvların daha yüksek performans gösterdiği ortaya çıkmış. 15 dakikalık deneylerden sonra biyonik uzuvları çıkaran sağlıklı insanlar, kendi organlarının hantal geldiğini ifade etmişler.

Herr, gelecekte robotik iskeletlerle felcin tarihe karışacağı gibi vücuda destek olan kıyafetlerin de piyasaya çıkacağını ve bu biyonik uzuvların kullanımının artacağını söylüyor. Artık eklem yerlerini, kemiklerini korumak isteyen insanların vücut destek kıyafetleriyle spor yapacağını ve bu sayede doku bozulmalarının da önüne geçilebileceğini belirtiyor.